Ana Sayfa  
23.07.2014 Çarşamba
İSTANBUL KISA TANITIM

Boğaziçi Köprüsü

İstanbul Boğazı üzerinde Ortaköy ile Beylerbeyi semtleri arasında yer alan asma köprü Avrupa ve Asya kıtalarını ayıran İstanbul Boğazı'ndan karşıdan karşıya geçişi sağlayan ilk köprüdür. Ortaköy ile Beylerbeyi arasındadır. 29 Ekim 1973'te zamanın cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından hizmete açılmıştır.

İstanbul Portalı >> İstanbul >> İstanbul'un İklimi
İstanbul'u Tanıyalım Harika İstanbul Çağlar Boyu İstanbul Eserleri İlçeleri ve Doğal Güzellikleri İstanbul'u Yaşamak

İstanbul'a Merhaba
İstanbul'un Kuruluşu
İstanbul'un Vilayet Oluşu
Kuşbakışı İstanbul
İstanbul'un İklimi
Kısa İstanbul Ziyaretinde
Yapmadan Dönme
Turizm İstatistikleri
Sit Alanları
Ulaşım

İSTANBUL'UN İKLİMİ

 
İKLİM

4 Mevsimi de yaşar İstanbullu. Akdeniz ikliminin serin benzeridir: Kısa İlkbahar, ideal Yaz sıcaklığı, uzun, mavi göklü Sonbahar ve ıslak Kış. Boğaziçi Erguvan korularının pembesine bürülüdür İlkbaharlarda. Park ve bahçeler lale ve çiçeklerle bezelidir. Mart serin, yağışlı; Nisan ve Mayıs tam bahar… Haziran yarı bahar yarı yaz gibidir. Bir deyim "karpuz kabuğunu görmeden denize girme" der. Eylül sonlarına kadar İstanbul'un denizleri yüzmeye elverişlidir. Temmuz ve Ağustos aylarının belki 2-3 haftası sıcaklık artabilir, bu süre dışı, bazen bir kaç gün bulutlu ve serin bile olabilir. Deniz ve karaları böylesi harmanlanmış bir bölgenin havasına tam güven olamaz. Sabah bulutları öğlen dağılıp, güneşi davet edebilir. Yılın uzun bölümü, sabah pusu semayı sedef parlaklığında tutarken, Sonbahar en uzun mevsimdir. Palto, yağmurluk, bazen de kürk kışı yaşanır; Aralık ayından Marta kadar. Karlı veya dondurucu kış günleri sayılıdır. Serin, kuzey "poyraz" rüzgarı ile yağışlı, ılık güney "lodos"u yıl boyu hakim rüzgarlardır. Şehir sınırlarında şiddetli son kış 1978 yılında yaşanmış, hava limanı 3 gün kısmen kapanmıştı. Karlı günlerin özlemini çekenler için Bursa Uludağ her türlü kış sporları için yakındadır.

Kaynak : İstanbul Valiliği-İSTANBUL adlı eserden alınmıştır.
 
A. İstanbul’un Florası

Şehirde ağacı, çiçeği ifade eden sayısız semt, cadde, sokak ismi bulunmaktadır. Çiçekçi, Fındıkzade, Fındıklı, Çubuklu, Acıbadem, Bademlik, Zeytinburnu, Elmadağ, Küçük ve Büyük Armutlu, Fıstıkağacı, Sakızağacı, Cevizli, İncirli, İncirköy, İncirlibostan, Bağlarbaşı, Validebağ, Bostancı, Söğütlüçeşme, Sıraserviler, Serviburnu, Kavaklar, Ihlamur, Fulya, Kirazlımescit, Asmalımescit, Narlıkapı, Narlıbahçe, Ortabahçe, Ortabahar, Yeşilbahar, Uzunçayır, Fenerbahçe, Bahçeköy, Bahçelievler, Yenibahçe, Bahçekapı gibi semt isimleri ağaç ve bahçe kültürünün ne denli yoğun olduğunu gösterir. Ama hepsinden önemlisi İstanbul’un ağacı çınar ağacıdır ve şehirde çınar ve çeşmeden başlayıp kahvehaneyi, iskeleyi de içeren sayısız Çınaraltılı meydanı bulunur.

İstanbul’un Güzel Ağaçları

1. Çınar

Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren çınar ağacı simgesel bir özellik taşır ve neredeyse devlet eli ve himayesinde bütün Osmanlı coğrafyasına yayılır. Çınar devasa boyutu, geniş gövdesi, yüksek dalları ve iri yapraklarıyla sanki imparatorluğun gücünü, kudretini, hâkimiyetini ve meydan okuyuşunu anlatır. Bütün bu özellikleri dolayısıyla da devlet adına adeta resmî bir ağaç statüsünde ve bir anıt özelliğinde meydanlara kurulur. Osmanlı yerleşim bölgelerinde, en küçük köyden Payitahta kadar meydanların ağacı çınardır. İstanbul şehri de eski bir imparatorluk kenti olması dolayısıyla çok miktarda tarihî ve anıt çınara sahiptir. Topkapı Sarayı’nın birinci ve ikinci avlularında, özellikle Divan-ı Hümayun etrafında Bâb-ı Hümayun ve Bâb-ı Selam önlerinde anıt çınar ağaçları mevcuttur. Bu çınar hâkimiyeti sarayın Gülhane bahçesinde ve Alemdar Yokuşu’nda, Zeynep Sultan Camii önünde devam eder. Sultanahmet Meydanı ve Camii avlusu ile Kabataş’ta ve tramvay yolu üzerinde yer alan çınarlar da yine aynı gücü vurgular.

Saraylar ve büyük meydanlar dışında çınar ağacı İstanbul’un yeni kurulan bütün mahallelerinde küçük çınaraltılı mahalleri meydana getirir. Eyüp Sultan Camii avlusunda, Kadıköy’ün Osmanağası’nda, Üsküdar’ın Mihrimahı’nda, özellikle Atik Validesi’nde, Anadoluhisarı’nda, Göksu içlerinde, Kandilli’de, Kanlıca’da, Çubuklu’da, Paşabahçe’de, Beykoz’da, Kavaklarda, Emirgân’da ve yine özellikle Çengelköyü’nde dinî mimari, cami, çeşme, türbe, iskele, kahve kompozisyonunda çınar ağacı en önemli öğedir.

Çınar ağacı Boğaziçi’ndeki hâkimiyetini Büyükdere’de şu anda maalesef mevcudu olmayan ve ancak gravürlerde görebildiğimiz olağanüstü boyutlardaki bir örneği ile tarihe geçirmiştir. Bu dev çınarlardan sahillerde artık örnekler kalmasa da Boğaz arkalarında Büyükdere’de Orman Fakültesi’nin korularında hâlâ birkaç örnek bulunur.

Süleymaniye İmareti’nin (Darüzziyafe) çınarı da çitlenbiği ve küçük havuzu ile dikkat çekici örneklerdendir.

2. Meşe

Çınar İstanbul’un, şehir içinin, meydanlarının medeni bir ağacı olarak ön plana çıkarken; korular, kırsal sahalar meşe ağacının hâkimiyetine bırakılmıştır. İstanbul’un özellikle Anadolu yakasında, Kocaeli Yarımadası boyunca meşe ağacı, önemli kısmı kesilmeler sonucunda yok edilme noktasına gelse de, tek tük dikkati çeker. Özellikle Boğaziçi’nin korularında ve Anadoluhisarı’nda, Çubuklu Hidiv Kasrı’nın hemen önünde, Beykoz Kaymakdonduran’da ve Rumeli yakasında Yıldız Korusu’nda anıt özelliği taşıyan meşeler görmek mümkündür.

3. Servi

İstanbul ağaçları arasında serviye de özel bir yer ayırmak gerekir. Halk arasında “selvi” olarak telaffuz edilen bu ağaç, genellikle ve yanlış olarak “mezarlık ağacı” şeklinde algılansa da, servi, İstanbul bahçe ve koru kültüründe önemli bir peyzaj mimarisi öğesidir. Divan edebiyatında sevgililer, güzeller hep servi boyludur. Dinî-mistik anlayışta servi “Elif” harfinin karşılığı yani Allah’ı ifade eden bir semboldür. Mezar başlarına dikilir, çünkü oradan Allah’a dönüşü ifade eder. İslamiyet dışında Uzakdoğu kültürlerinde de önemli bir yeri olan servi ağacı İstanbul’da bütün tarihî mezarlıklarda yer alır.

Topkapı Sarayı başta olmak üzere, Fenerbahçe burnundaki Kanuni döneminden kalma anıt servilerin bulunduğu yazlık saray, Sünbül Efendi ve Yahya Efendi gibi tasavvuf mekânlarının bahçeleri, hep servi ağaçlarıyla doludur. İstanbul’un en yaşlı servilerinin görüldüğü bir diğer mekân da Karacaahmet Mezarlığı’dır.

Boğaziçi’nin dik yamaçlarında, korularında özel olarak dikilen serviler ise, her dem koyu yeşil olan görüntüleri ve yamaçlarda ön plana çıkan dik duruşları ile etrafındaki açık yeşil renkteki bitkilerle çok güzel uyum ve görüntü sergilerler. Vaniköyü’nde Papaz Korusunda, Kandilli’de bu güzellik hâlâ görülebilir.

4. Fıstık Çamı

Boğaziçi’nin kıyılardan cephelere doğru uzanan yamaçlarında bir şemsiye gibi yer alan, dikkat çekici bir diğer ağaç da fıstık çamıdır. Üsküdar’da, Nakkaştepe’de, Fethipaşa Korusu sırtlarından başlayarak, özellikle Anadolu yakasında sıkça rastlanır. Anadoluhisarı’nın tepelerinde anıt özellik taşıyabilen örnekleri görülür ve bunlar Paşabahçe-Beykoz arasında Burunbahçe’ye dek uzanırlar. Aralarında anıtsal özellikte olan örneklere Küçük Çamlıca Korusu’nda da rastlanır.

5. Erguvan

Çınar kadar uzun yaşamayan, meşe kadar korulara yayılamayan, servi gibi dik duruşu ile öne çıkamayan, daha küçük boyda, mütevazı ama çiçeklenmesi ile diğerlerini geride bırakan, İstanbul’un bir diğer ağacı da erguvandır. Nisan-Mayıs aylarında Boğaz korularında, Marmara denizi kıyılarında, Gülhane Pakı civarında, Rumelihisarı’nın içinde, hatta hemen hemen bütün İstanbul’da erguvan, kendine has pembe renkli tonlarıyla şehirde kısa süre de olsa bir gösteri yapar.

6. Atkestanesi

İstanbul’da son yıllarda çınarla gizli gizli rekabet eden bir diğer ağaç da atkestanesidir. Sanki meydanlarda çınarın yerini almak üzere derinden derine bir gayret sarfetmektedir. Beyazıt Meydanı’ndan Sultanahmet Meydanı’na, oradan Gülhane Parkı’na ve birçok okul bahçesine yavaş yavaş kurulmaya başlamıştır. Büyük beyaz salkım salkım çiçekleri ile açtığı zaman çınara görüntüsü ile nazire yapar. Beyaz çiçeklerinin bu sade güzelliğini esas kırmızı çiçekli atkestanelerinin frapanlı ve şaşaalı renk cümbüşü bastırır. Gülkurusundan şarabî renge kadar açmış, kırmızı tonundaki renkleri ile atkestaneleri İstanbul’a çok yakışmaktadır. Anadolu yakasında Bağdat Caddesi’nin etrafında yeni bir moda oluşturduğunu da söylemek mümkündür.

7. Çitlembik

Servi nasıl mezarlık ağacı ise çitlembik da onun hemen yanında ona eşlik eden bir “tekke-türbe ağacı”dır. Yedikule’de İmrahor İlyas Bey Anıtı’nın avlusundaki haziresinde (mezarlık) ve bahçesinde anıt özelliği taşıyan çitlembik örnekleri görülebilir.

8. Dişbudak

Meşeyle yan yana bulunan bir koru ağacı olarak ön plana çıkan dişbudak, İstanbul’da artık çok az rastlanan bir ağaç türüdür. Ama yine de meraklısına Boğaziçi’nde Küçüksu Kasrı bahçesinde Mihrişah Sultan Çeşmesi’nin hemen başına kurulan dişbudak ağacını görmelerini tavsiye ederiz.

9. Sakız Ağacı

İstanbul’un görkemli sakız ağaçlarından en güzel örnekleri Kadıköy yakasında Fenerbahçe Burnu’nda Turing Bahçesi’nde görmek mümkündür.

10. Manolya

Manolya İstanbul’a sonradan gelen, daha doğrusu getirilen asri ve asil bir ağaçtır. Zaman zaman meşe ve çınar boyutuna kadar uzanır ama onlar gibi yapraklarını dökmez, her dem yeşildir, üstüne bir de gösterişli çiçekleri açar. Saray ve kasır bahçelerinde başlayan gösterisi, Boğaziçi’nde, Beylerbeyi Sarayı’nda ve Baltalimanı’nda Mustafa Reşit Paşa’nın Kasrı’nda örnek olarak görülmüş ve daha sonra diğer Boğaz yalılarında arzı endam etmeye başlamıştır.

11. Diğer Ağaçlar

İstanbul’da meşe gibi Anadolu yakasının yerli ağacını oluşturan bir diğer kültür bitkisi de zeytin ağacıdır. Genellikle Marmara kıyılarında, denizi gören bölgelerde bulunmaktaydı. Son zamanlarda artık çok az rastlanan bir ağaç hâline gelmiştir. Şehrin subaşlarında, bahçelerde yer alan bir diğer ağacı da ıhlamurdur. Özellikle Boğaz kıyılarında, su kaynaklarında, mesire yerlerinde ıhlamur ağaçlarına rastlanmaktadır. Birçok Balkan ülkesinde olduğu gibi İstanbul’un da meydanlarının ve caddelerinin baharda güzel kokular saçan ıhlamur ağaçları ile düzenlenmesinde yarar olacaktır. Aynı şekilde güzel kokularıyla şehri hem yeşillendirip, hem hoş bir iklim yaratan diğer ağaç da akasyadır.

İstanbul’da Anadolu yakasında daha çok olmak üzere Marmara kıyılarında Maltepe-Adalar arasındaki bölgede baharı ilk defa olarak haber veren, müjdeleyen bir ağaç olarak mimozayı da belirtmek gerekir. Sarı salkım çiçekleri, İstanbul çiçekçileri tarafından da meydanlarda satılmaktadır.

Yalıların köşklerin bahçelerinde ve Boğaziçi korularında rastlanan, tıpkı erguvan gibi tohumlar yoluyla kendiliğinden tabiatta çoğalan (Hudayinabit) bir diğer ağaç da defnedir. Hem her dem yeşil olması, hem de yapraklarının İstanbul mutfağındaki bazı et ve balık yemeklerinde kullanılması sebebiyle tercih edilir.

Yine İstanbul’da tek tük olmasına rağmen, şehre çok yakışan ve görüntü güzelliği ve havasıyla etki yaratan bir diğer ağaç ise Lübnan sediridir. Kuyubaşı’nda Marmara Üniversitesi bahçesinde (maalesef kurumakta olan), Yakacık’ta Emirgan’da, Beylerbeyi’nde güzel ve görkemli örnekleri bulunur. Tıpkı yakın akrabası Atlantik sediri örneklerinde olduğu gibi.

Erguvanla beraber Boğaziçi kıyılarından başlamak üzere İstanbul’da renk renk çiçekleriyle son zamanlarda ortaya çıkan bir diğer ağaç da pavlonyadır. Bir manolya türü olan ama yapraklarından önce mor ampullere benzeyen çiçekleri ile açan saray lalesini de unutmamak lazımdır.

İstanbul’da son yıllarda şehrin tarihî ağaç geleneğine uymayan ama hızla yayılan palmiyeleri ve mazı ağaçlarını da yanlış örnek olarak belirtmeliyiz. Yine İstanbul’un gecekondu bölgelerinde, yeni yerleşimlerinde Anadolu’nun kırsal kesiminin, dere boylarının bir ağacı olan kavak ağacının da zaman zaman yanlış uygulama olarak caddelere ve meydanlara kadar yayıldığını görmekteyiz. Hâlbuki kavak kısa ömrü, çok su istemesi ve baharda polen yayması dolayısıyla bir şehir ağacı olma özelliğine sahip değildir.

İstanbul’da Bahçe Kültürü

Osmanlı İstanbulu’nda güzel bahçe sahibi olmak, bu bahçede konukları ağırlamak, hatta büyük boyutlu bahçeleri kamusal alan olarak halka bahçe yapıp vakfetmek geleneği bulunmaktadır. Bu işin öncülüğünü birçok konuda olduğu gibi saray yapmıştır. Topkapı Bahçesi (Gülhane, Has Bahçe), Yıldız Bahçesi, Ihlamur Kasrı Bahçesi, Kandilli Bahçe gibi padişahların has bahçeleri, vezirler ve diğer devlet ileri gelenleri tarafından taklit edilerek şehir içerisinde birçok başka örneklerle yaygınlaştırılmıştır. Haliç kıyılarında Karaağaç Bahçeleri, Hasköy Bahçeleri; Boğaziçi kıyılarında Kabataş’ta Karabali Bahçesi, Beşiktaş’ta Kazancıoğlu Bahçesi, Emirgân’da Emirgûne Han Bahçesi, Paşabahçe, Fenerbahçesi gibi bahçeler, İstanbul’un tarihî bahçeleriydi.

Saray ve kasırlardan sonra İstanbul’da bahçe örneklerinin görülebildiği geniş arazileri ile köşkler ve sonra yalı ve konak bahçeleri gelir. Bunların özelliklerini sıralarsak öncelikle çiçekli bitkilerin tercih edildiğini görürüz. Bu çiçekler arasında ise kokulu olanlar en çok rağbet edilenlerdir.

Eski İstanbul bahçelerinin olmazsa olmaz çiçekleri lale ve güldür. Bunlardan sonra şakayık, sünbül, çiğdem, gardenya, zambak, leylak, hatmi çiçeği, zerrin, oya, hanımeli, filbahri, yasemin, sardunya, ıtır, şebboy, begonya, narin, glayöl, kasımpatı, ortanca, yıldız çiçeği, kana, Pitosborum tobira gibi çiçekleri de sayabiliriz. Fesleğen, biberiye, lavanta, melisa, adaçayı gibi kokulu bitkilere son yıllarda aslanbıyığı, gülibrişim, ateşdikeni, kısmet ağacı, hardal otu, malta eriği gibi çiçekler ilave edilmiştir. Bahçelerde çit vazifesi görmek üzere de taflan (laz üzümü), şimşir, kurtbağrı gibi bitkiler ön plana çıkmıştır.

İstanbul bahçe kültüründe salkım söğüt, ceviz ve ıhlamur gibi gölge veren ve kokulu ağaçların yanı sıra meyve ağaçları da görülür. Ama bunlar daha çok binanın uzak köşelerine dikilir. Bu meyve ağaçları incir, erik, dut, kiraz, elma, armut, malta eriği gibi ağaçlardır. Erguvan ise Boğaziçi’nde yalı bahçelerinde manolya, pavlonya, mor salkım ve acemborusu ile birlikte yerini alır.

İstanbul bahçelerinde asmalar mutlaka yer alır ve İstanbullunun rağbet ettiği üzüm cinsi Çavuş’dur. Erenköy’ün, Bağlarbaşı’nın Çavuş üzümleri, Yapıncak üzümleri, Rezakiler, Balballar, asmalarda yaz günlerinde serin oturma mekânları oluştururlar. Boğaziçi kıyı bahçelerinde bunun yerini “Kameriye” denilen ve bir pergola türü olan ve etrafında sarmaşık güllerin sarıldığı oturma mekânları alır. Yine İstanbul bahçelerinde su unsuru mutlaka kullanılır ve saray bahçelerinde havuzlar, kaskatlar (yapay şelale), rocaille’ler (yapay kayalıklar) görülür. Ama bu su tesislerinin en ince sanatlısı mermerden selsebillerdir.

Yine bu bahçelerin içerisinde İstanbul ikliminde kışın korumasız olarak üstü kapalı bir ortam dışında yetişmeyen bitkiler için “Limonluk” adı verilen, etrafı camla kaplı, seralar bulunur. Yine saraydan başlayan bu gelenek, Batı’da “Portakallık” (Orangerie) adıyla anılır.

Eski İstanbul’daki çiçek merakı şehirde birçok çiçek pazarı kurulmasına yol açmıştır. Tarihî yarımadadaki Eminönü Çiçek Pazarı ve Beyoğlu Çiçek Pasajı bu sahada en çok bilinenlerdir. Ayrıca Bağlarbaşı’nın Çiçek Mezatı da kesme çiçek ticareti alanında önemli bir yer tutar.

Güzel Park Ve Bahçeler

İstanbul’un büyük ve güzel park ve bahçeleri arasında;

Beşiktaş- Yıldız’da, eskiden mezarlık olan, 12.000 m2’lik meyilli arazisi ile Abbasağa Parkı,

1944’te Barbaros Anıtı dikilirken yapılan çevre düzenlemesi ile park hâline getirilen 7.200 m2’lik Beşiktaş Barbaros Parkı,

Eskiden Taksim Kışlası’nın talim sahası olan ve bugün 38.000 m2’lik yüzölçümü ve fıskiyeli havuzu ile dikkat çeken Taksim Gezi (İnönü) Parkı,

Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı’nın dış bahçesi olan ve 100.000 m2’lik alan üzerinde yer alan Gülhane Parkı,

1946’da düzenlenen Maçka Taşlık Parkı ve 1993’te yeniden düzenlenerek Demokrasi Parkı adını alan, Dolmabahçe Gazhanesi’nin arka vadisi olan İkinci Maçka Parkı,

1980’li yılların başında düzenlenen ve fıskiyeli ve ışıklı havuzu ile dikkat çeken Sultanahmet Parkı sayılabilir.

Ayrıca İstanbul’un en eski bahçelerinden Fenerbahçesi, Bebek Bahçesi ile yeni düzenlenen Sarayburnu Parkı, Ulus Parkı, Gümüşsuyu Parkı da İstanbul’un güzel park ve bahçeleri arasında unutulmaması gereken örneklerdendir.

Botanik Bahçeleri Ve Özel Bahçeler

İstanbul’un bu güzel park ve bahçeleri dışında, birer canlı ağaç müzesi olarak değerlendirilebilecek olan botanik bahçeleri-arboretumlar bulunmaktadır. Bu bahçelerin en eskisi olan Süleymaniye Botanik Bahçesi, bugün İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Enstitüsü arazisi üzerindedir ve 1935’ten beri çalışmalarına devam etmektedir. Süleymaniye’de müftülük binasının yanında yer alan bir hektarlık bu arazide değişik büyüklükte seralar ve zengin bir ekilmiş bitkiler koleksiyonu bulunmaktadır.

Büyükdere-Kemerburgaz yolu üzerinde Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak hizmet veren Atatürk Arboretumu da İstanbul’da başka yerlerde görülemeyecek ağaçların bir arada görülebilmesi bakımından bir alternatiftir.

Son yıllarda bu botanik bahçelerine Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi de eklenmiştir. Özel bir vakfa ait olan bahçe 50 hektarlık arazisi ile İstanbul’un geniş yeşil alanlarını içerisinde barındırır. Bahçe Anadolu yakasında İstanbul’a girişte TEM çıkışında bulunmaktadır.

Anadolu yakasının bir diğer özel bahçesi Göztepe’deki Gül Bahçesi’dir. Aynı mekanda soğanlı bitkiler bulunmaktadır. Burası İstanbul Büyükşehir Belediyesi Parklar ve Bahçeler Müdürlüğünce düzenlenmiştir.

2006 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Yedikule’de Surdibi’nde düzenlenen “Soğanlı Bitkiler Parkı” da başta lale ve ters lale olmak üzere 260’dan fazla bitkiyi yetiştirmesi bakımından önemlidir.

Zeytinburnu Belediyesi tarafından düzenlenmiş olan “Merkez Efendi Şifalı Bitkiler Bahçesi”ni de yine bu kapsamda değerlendirebiliriz.

İstanbul’un özel mekânları olan bu alanlar arasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Parklar ve Bahçeler Müdürlüğünün projeleri ile lale festivalleri, çiçek tarhları düzenlenmektedir. Ağaç A.Ş tarafından temin edilen ağaçların yanı sıra, İstanbul Lalesi, Fransız Gülü gibi çiçeklerin ön plana çıktığı güzellikler, dönemlerinde bütün İstanbul’u süslemektedir. İstanbul’da her yıl Nisan ayından itibaren Lale Festivalleri düzenlenmekte, Emirgan ve Gülhane Parkları lalelerle donatılmaktadır.

İstanbul çiçek kültürü bakımından, Turing Kurumunun ve Çelik Gürlersoy’un yerini de belirtmekte fayda vardır. Daha önce merhum Çelik Gülersoy tarafından Çubuklu Hıdiv Kasrı bahçesinde düzenlenen Gül Bahçesi ortadan kalktıktan sonra, yine Turing Kurumu yöneticilerinden Haluk Dursun tarafından Fenerbahçe’deki parkta yeni bir gül bahçesi ve parkın Romantika bölümünde bir “koku bahçesi” oluşturulmuştur.

İstanbul’un Kırları

Geçmiş dönemlerde İstanbul kırlarında ve özellikle subaşlarında, mesire adı verilen doğa gezileri ve yeme içme geleneği vardı. Bu amaçla şehrin tatlı su kaynakları ve akarsuların kenarlarına gidilirdi. Kağıthane’de Sadabad, Boğaziçi’nde Küçüksu ve Göksu, Sarıyer’in subaşları; Yuşa Tepesi, Çamlıca Tepesi, Veliefendi Çayırı, Fenerbahçesi bu tür kır gezilerinin en çok rağbet edilen mekânlarıydı.

İstanbul’un kırlarında sahil kesimlerinde hâkim olan makilikler içerisinde yabani zeytin (delice), katırtırnağı, pırnal meşesi, sakızlık (menengiç), böğürtlen, katran ardıcı, kocayemiş, mersin, harnup, sandal ağacı bulunur. Ayrıca bu çalımsı ağaçların dibinde fundalıklar, süpürge otları, eğrelti otları, ladenler, mahmuz çiçekleri, rezene, sütleğen, ısırganotu, ayrıkotu, çuha, bataklık nergisi, ballıbaba, ebegümeci, kulumcakotu, kedi nanesi ve papatyalar vardır. Yine İstanbul’a has, kuzey bölgelerinde kardelen çiçekleri ve İstanbul Çiğdemi’ni de unutmamak gerekir.

İstanbul’un Koruları

İstanbul’un bahçe ve parkları dışında, daha büyük ve yeşillik alanları olan koruları bulunmaktadır. Bu korulardan Avrupa yakasında yer alan;

Çırağan Sarayı’nın kara tarafındaki korusu olan Yıldız Korusu;

Ortaköy-Kuruçeşme arasında yer alan ve 1980’li yıllarda villa ve köşk inşaatları ile koru özelliğini kaybeden, ancak ağaçları ile önemini koruyan II. Abdülhamit’in kızı Naile Sultan Korusu,

Kuruçeşme sahil yolu ile Ulus TRT binası arasında kalan Vakıf Korusu ya da diğer adıyla Prens Sabahattin Korusu; hemen bitişiğinde Şeyhülislam Cemaleddin Efendi (Emin Erkayınlar) Korusu; Arnavutköy sahilinden Ulus’a doğru yükselen yamaçlarda yer alan Robert Koleji Korusu; Arnavutköy-Bebek arasındaki İpar Korusu ve yanındaki Kortel Korusu ile bunun devamı niteliğinde Fransız Yetimhanesi Korusu,

Bebek-Rumelihisarı arasında Ayşe Sultan Korusu ve Ârifî Paşa Korusu ile Boğaziçi Üniversitesi Korusu,

Emirgan Korusu;

Yeniköy sırtlarında Said Halim Paşa Korusu; sahilde Avusturya Elçiliği Korusu; Tarabya’da Fransız ve İngiliz Elçilik Koruları; Yeniköy-Tarabya arasında Alman Elçiliği Korusu; Tarabya Koyu’nun güneyinde Huber Köşkü (Cumhurbaşkanlığı Köşkü) Korusu; Büyükdere’de İspanya Elçiliği Korusu ve Büyükdere-Sarıyer sahil yoluna bakan tepede Rusya Elçiliği Korusu; Ayazağa’da kasırların bulunduğu koruluk önemlidir.

Anadolu yakasında ise;

Beykoz’da Abraham Paşa Korusu, Beykoz Kasrı Korusu, Çubuklu Hıdiv İsmail Paşa Korusu, Kanlıca Mihrabad Korusu, Anadoluhisarı’nda Amcazade Hüseyin Paşa Korusu; takiben Kandilli sırtlarında Cemil Filmer Korusu, Kandilli Adile Sultan Korusu, Vaniköy Rasathane Korusu, Eski Papaz Korusu, Kuleli Vahideddin Korusu; Üsküdar Cemil Molla Korusu, Kuzguncuk Münir Bey ve Fethi Paşa Korusu, Paşalimanı üstlerinde Demirağ Korusu, Hüseyin Avni Paşa Korusu; Bağlarbaşı’nda Abdülmecid Efendi Korusu, Büyükçamlıca’da Yusuf İzzeddin Efendi Korusu, Küçükçamlıca Korusu, Koşuyolu’nda Adile Sultan Korusu bulunmaktadır.

B. İstanbul’un Faunası

İstanbul’da Hayvan Varlığı

İstanbul’un Kuşları

İstanbul konumu dolayısıyla, kuşların göç yolları üzerinde yer alır. Mevsim dönümlerinde İstanbul’da, kuzey-güney doğrultusunda, çok büyük çapta kuş göçleri yaşanır. Kuş gözlemcileri (Ornitologlar) bu sırada İstanbul’da Çamlıca Tepesi gibi gözlem yerlerinde bulunurlar.

Osmanlı Devleti’nin saray teşkilatında, özel olarak padişahın av kuşları ile ilgilenen bir birim bulunurdu. Kuşbaz, Kuşçubaşı, Çakırcıbaşı, Doğancıbaşı gibi isimler alan bu görevliler, “alıcı kuş” adı verilen ve avlanmada kullanılan kuşları yetiştirmekle görevliydi. Şahin, doğan, çakır, atmaca gibi kuşlar başta olmak üzere yetiştirilen bu alıcı kuşlar, bıldırcın, çulluk, üveyik, keklik gibi İstanbul civarında yaşayan av kuşlarını avlarlardı. Bu eski günlerin hatırası olarak İstanbul’da Üsküdar’da Doğancılar semti ve şehir içinde Çakırcıbaşı Camileri hâlâ yaşamaktadır.

Saraylarda yine özel kuş yetiştirilen ve “Kuşhane” denilen bölümler de bulunur. Buralarda meraklı padişahlar görüntüsü ve ötüşü için kuşlar yetiştirirlerdi. Dolmabahçe Sarayı’nın Kuşhane bölümünde hâlâ sülünler, tavus kuşları ve diğer kümes hayvanları görülebilir.

İstanbul kuşçuluğunda “kafes kuşları” adı verilen ötücü kuşların da ayrı bir yeri vardır. Semtlere de adını veren florya, kanarya kuşları dışında iskete, saka ve kafese alışık olmamasına rağmen Alemdağ İspinozu denilen kuşları bunlar arasında sayabiliriz. Saray Kuşhanelerinde ise daha çok egzotik bölgelerden gelen papağan cinsleri ve muhabbet kuşları bulunurdu.

İstanbul’a has bir diğer kuş merakı da güvercin yetiştiriciliğidir. Bunlar taklacı, postacı olmak üzere sınıflandırılırlar ve daha çok Güneydoğu kökenli İstanbullular tarafından yetiştirilirler. Bu tür kuşların özel meraklıları için Karaköy ve Topkapı’da kuş pazarları kurulur.

Şehirde en çok bilinen, görülen kuş serçedir. Hatta eski bir İstanbul tabirinde cahili tarif ederken “Serçeden başka kuş, Zeyrek’ten başka yokuş bilmez.” derler. Yani serçeyi tanımayan yoktur. Serçeden sonra en çok görülen karga, sığırcık, cami avlularında kumru ve güvercin, deniz kıyılarında martı, kırlangıç, yelkovan ve karabataktır. Ne yazık ki yalıçapkını kuşu artık görülmemektedir. Kırsal kesimde ise baştankara kuşları, çalıkuşları, ardıçlar, karatavuklar, sarıasmalar yer alır.

Eski İstanbul’un bir diğer önemli kuşu da çaylak kuşudur. Bu kuş, son yıllara kadar İstanbul’a ilk gelen göçmen kuş olarak baharın gelişini kentlilere haber verirdi.

İstanbullularca kutsal sayılan, çok sevilen ve dokunulmazlığı olan hatta kendisi için vakıf kurulan bir diğer kuş da leylektir.

Bütün bu kuşlar için İstanbul’da kuş evleri, kuş sarayları, bakımlı kuş yuvaları yapıldığını da ilave edelim.

Yukarıda saydığımız kuşların dışında aslında bir kuş sayılması gerektiği halde divan edebiyatında, güftelerde, şarkılarda yer almış bahar ve yaz mehtaplarında geceleri sahne alan ve İstanbullular tarafından çok sevilen bülbülü de ayrı ve özel olarak nitelendirmek gerekir.

Orman İdaresi tarafından son yıllarda İstanbul çevresinde sülün, keklik gibi kuşlar yetiştirilip doğaya salınmaktadır.

İstanbul’un Balıkları

İstanbul korularının en makbul kuşu nasıl bülbül ise, İstanbul’un balığı da lüferdir. Hatta İstanbullular lüfer muhabbeti ile bilinir, lüfer merakı ile tanınırlar. Defneyaprağı, çinekop, sarıkanat, lüfer ve kofana olarak isimlendirilen aynı familya balıkları, sonbaharda İstanbul boğazından geçiş yapar. Boğaziçi’nin göçmen özelliğinde olan bütün balıkları, ilkbaharda Karadeniz’e geçip balıkçı tabiri ile yaylaya çıkarlar, sonbaharda ise beslenmiş ve yağlanmış olarak Boğaz’dan aşağıya, Marmara’ya inerler. Bu dönem balıkçılık açısından en hareketli ve balık mutfağı bakımından en bereketli dönemdir. Çingene palamudu, torik olana kadar yakalanır, torik olunca tuzlu balık “lakerda” yapılır. Uskumru, kalkan, tekir, barbunya, sardalya, gümüş, levrek, kılıç, kefal, kırlangıç, karagöz, zargana, ispari, izmarit, mezgit İstanbul’un en çok bilinen balıklarıdır. Ne yazık ki gün geçtikçe azalmakta ve artık istavrit, mezgit, hamsi ve denizanası dışında çok fazla deniz mahsulüne rastlanamamaktadır.

İstanbullu balıkçılar bir köpekbalığı cinsi olan camgözden pek fazla hoşlanmazlar ama balıkları kaçırıp, balıkçılara imkân tanımadığı hâlde yunus balığını ise her zaman “uğurlu” sayarlar.

Şehirde kıyıdan olta balıkçılığı her zaman ve her dönemde yapılagelmiştir ve Galata Köprüsü’nde, Boğaziçi’nin akıntı burunlarında yani Çengelköyü’nde, Arnavutköyü’nde, Kandilli’de balık tutan İstanbullular, İstanbul fotoğrafının daimi bir pozu olmuştur.

Diğer Hayvanlar

Bir zamanlar İstanbul koru ve ormanlarında çokça rastlanan çakal, tilki, tavşan, gelincik, kirpi, köstebek, kaplumbağa gibi hayvanlar gün geçtikçe azalmakta, buna karşılık yine Orman İdaresi tarafından karacalar yetiştirilip doğaya salınmaktadır.

İstanbulluların Gülhane Parkı içerisinde bulunan eski hayvanat bahçesi ne yazık ki kapatılmıştır ve şehrin yakınlarında ancak Bayramoğlu’nda bir hayvanat bahçesi yer alır.

Eski İstanbul’da ayrıca sakız koçu ve horoz yetiştiriciliği İstanbul’un kendine has merakları arasında yer alırdı.
 
Kaynak : Bu veriler İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'den sağlanmıştır.








İSTANBUL


 


Tasarım ve yayın İstanbul Valiliği Bilgi İşlem Şube Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır.
İstanbul Valiliği - Ankara Caddesi 34410 Cağaloğlu-Fatih/İstanbul
Telefon No: +90 212 455 59 00    Faks No: +90 212 512 20 86

Ana Sayfa | Şehir | Ulaşım | Harika İstanbul | Şehir Haritası